Ara

Bir Aşk Bir Şiir Bir Kitap

Emel Erönderler

SOFIE’ nin DÜNYASI – JOSTEIN GAARDER

Felsefe tarihi üzerine bir roman

Bu kitabi ilk okuduğumda 17 yaşındaydım. Üzerimde ciddi bir etki bırakmış, altını çizmedigim cümle neredeyse kalmamıştı. Ödünç alıp okuduğum ve cok sevdiğim bu kitabi kitaplığıma eklemek ve yeniden okumak istedim. Ne var ki ilk okuduğumda ki şaşkınlık ve merak hissi olmadi tabi ki. Bir şeyin doğruluğuna kesinlikle ikna oldum. Bir çoğumuz zaman içerisinde gerçekten de tavsan tüylerinin dibine kayıyor ve oradaki rahatımızdan ödün vermiyoruz. Sorgulamak ve araştırmak işimize gelmiyor artık. Yaşımız ilerledikçe hayatın getirdiklerine kanaat edip, nedeni niyesiyle ilgilenmiyoruz.  Sorgulamak zordur, yaptırımları vardır çünkü.
.
Felsefe okumak, eğer gerçekten ilgilenmiyorsanız sıkıcı olabilir. Ancak bu kitap değişik bir hikayeleştirme ile kısa kısa felsefe tarihinden söz ediyor ve sizi düşünmeye itiyor.  Özellikle başlangıç aşamasındaysanız güzel bir felsefe ile tanışma kitabi olabilir. Keyifli okumalar…

“Akıl kafaya, irade göğüse, haz ve arzu ise karnın altına aittir. Ayrıca bu yetilere denk düşen birer ideal ya da erdem söz konusudur. Akıl bilgelik peşinde koşmalı, irade cesaret göstermeli ve arzu da gemlenmelidir ki, insan ölçülü olabilsin.”

“Kadın bu sorumluluğu yeniden ele geçirmeli, diyordu Simone de Beauvoir. Kendini geri kazanmalı, kimliğini erkeğin kimliğine bağımlı kılmaktan vazgeçmeli. Çünkü kadini baskı altında tutan yalnızca erkek değildir, yaşamının sorumluluğunu ele alamayan kadın kendi kendine de baskı uygular.”

Çeviren : Sabir Yücesoy

Sayfa Sayısı: 591

SİMYACI

İnsan hayatını kendi tercihleri doğrultusunda yaşar. Ne olmak, nasıl olmak, neyin içinde olmak ve neye uzak kalmak istiyorsan ona göre atarsın  adımlarını. Ve seni bu adımlara yönlendiren hep bir “iç ses” vardır. Çevrende milyon tane işaret ve bu işaretleri yorumlayacak duyguların…

Çok geç okudum “Simyacı” yı. Bu zamana kadar öğrendiklerimi farklı duygularla, farklı bir hikayeyle pekiştirmiş oldum. Okunmalı. İçinizdeki gücü nasıl bulacağınızı; merak uyandıran bir hikayeyle öğrenebilirsiniz. İnancınız ne olursa olsun evrenle işbirliği yapmanın bir yolu muhakkak bulunur.

Arka Kapak: Simyacı, Ispanya’dan kalkıp Mısır piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago’nun masalsı yaşam öyküsü. Ama aynı zamanda bir “nasihatname”; “Yazgına nasıl egemen olacaksın? Mutluluğunu nasıl kuracaksın? Gibi sorulara yanıt arayan bir yasam ve ahlak kılavuzu. Mistik bir peri masalına benzeyen bu romanın, dünyanın dört bir yanında bunca sevilmesinin gizi, kuşkusuz bu kılavuzluk niteliğinden kaynaklanıyor. Simyacı’yı okumak, herkes daha uykudayken şafak vakti uyanıp güneşin doğuşunu izlemeye benziyor.

“Bir şeyi gerçekten istersen, onu gerçekleştirmek için bütün evren işbirliği yapar.”

“Kötülük, insanın ağzından giren şeyde değildir. Kötülük oradan çıkandadır. “

“Yeryüzündeki her insanın kendisini bekleyen bir hazinesi vardır.”

Yazar: Paulo Coelho

Sayfa Sayısı: 188

Çeviri: Özdemir İnce

Arşiv ve Azat

Gerilim kitaplarını sevdiğim kadar fantasik kitapları da çok seviyorum. Özellikle art arda klasik okuduysam ya da zihinsel olarak kendimi yorgun hissediyorsam bu tarz kitaplar okumayı tercih ediyorum. Gerçek anlamda beni ortamdan uzaklaştırıyor ve rahatlatıyor.

Arşiv ve Azat güzel kurgulanmış heyecanını kaybetmeyen bir seri. Severek ve ilgiyle okudum. Hatta damağımda biraz “Alacakaranlık” serisi tadı da bıraktı diyebilirim.

Arşiv Arka Kapak; Dedesi dört yıl önce, on iki yaşındaki Mackenzie’yi Tarih adı verilen ölü bedenlerin son uykularına yattıkları Arşiv’ e götürmüştür. Arsiv’ de her bedenin, sadece Kütüphanecilerin okuyabildiği, görüntülere dökülmüş hikayeleri bulunmaktadır ve Mackenzie’ nin dedesi uyanıp kaçmayı deneyen Tarihleri durduran bir Koruyucu’ dur. Mackenzie kendini kanıtladıktan sonra, hayatını kaybeden dedesinin yerini alır ancak görevi yüzünden sevdiği insanlara yalan söylemek zorundadır ve korkunun ne olduğunu çok iyi öğrenmiştir. Hayatta kalmak için bir araç. Koruyuculuk görevi tehlikeli olmasının yanı sıra, Mac’ e yitirdiklerini de hatırlatmaktadır. Henüz dedesinin ölümünün acısı dinmemişken kardeşi Ben’ i de kaybedince Mac hayat ile ölüm, uyku ile uyanıklık arasındaki sınırları sorgulamaya başlar. Görevi sırasında Arşiv’ deki ölüleri asla rahatsız etmemelidir. Ama birileri bilinçli bir şekilde Tarihlerle oynamakta, hikayelerinin bazı bölümlerini silmektedir. Mac bu gizemi çözemezse Arşiv çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.

Azat Arka Kapak; Geçen yaz, Arşiv’ den kaçıp kendilerini kaybetmiş Tarihleri durdurmakla görevli bir Koruyucu olan Mackenzie Bishop, onlardan birinin elinden canını zor kurtarmıştır. Şimdi, Hyde Koleji’ nde ilk senesine başlarken hayatını tekrar düzene sokmaya çalışmaktadır. Ama yaşadıkları rüyalarına girerken ardında bıraktıklarını unutmak kolay değildir. Geçmişin geçmişte kaldığını, canını yakmayacağını bilmesine rağmen her şey çok gerçekçi gelmektedir ve kabusları uyanıkken de hayatına sızmaya başlayınca Mackenzie güvenliğinden şüphe etmeye başlar. Bu sırada insanlar hiç bir iz bırakmadan kaybolmakta ve tek ortak yanları Mackenzie’ ymiş gibi görünmektedir. Mackenzie, Arşiv in gösterdiğinden fazlasını bildiğinden şüphelenmektedir ama bunu kanıtlayamadan önce baş şüpheli haline gelir. Gerçek suçluyu bulamazsa Koruyuculuk unvanını, anılarını ve hayatını kaybedecektir. Mac paramparça olmadan önce gizemi çözebilecek mi?

Yazar: Victoria Schwab

Sayfa Sayısı: Arşiv/ 374 – Azat/ 399

Tür: Fantastik

Yayınevi: Pegasus Yayınları

Cümleler Biriktiriyorum…

Cümleler biriktiriyorum… Kime söyleyeceğimi, nasıl başlayacağımı, virgülü, üç noktayı nereye koyacağımı bilemedigim cümleler…

Cesaretim yok değil…

Birisinden gidince; acıyan, kanayan, sızlayan taraflarımı sarmak uzun zaman alıyor. Koşulsuz, anlamsız ve sınırsız değer veriyorum hayatımdaki tüm insanlara. Beni; benim sevdiğim gibi sevmelerini istiyorum. Bekliyorum, inciniyorum, affediyorum ama çekip gidemiyorum.

Geceye uzandığımda çıkıp geliyor bir bir işittiklerim. Diken gibi zorlarken tenimi kelimeler, sızımı dindirecek sevgiler arıyorum etrafımda. Yorgunum…

Ama büyüyorum…

Öğreneceğim hepsinin üzerine bir çizgi çizmeyi. Önce kendi cümlelerim olacak bundan sonraki hikâyelerimde. Ve bundan sonra günlüğümü yalnızca hayallerimle dolduracağım.

FOBİ

Bu yalnızca bir düş. Bir düş olmalı! Harvey geçenlerde mutfakta siyah bir köpek gördü, ben de şimdi mutfakta bu adamı görüyorum.mutlaka birazdan uyanacağım. Evet, öyle olacak.”


Kendini Stephen’in yerine koyuyor, diye düşündü. En azından benim buna inanmamı istiyor. Onu asla kızdırmamalıyım. Elinde bıçak var, yukarıda da Harvey uyuyor.”

Wulf Dorn okurken film izler gibi hissediyorum. Sizi hikayenin içine çekiyor ve sürekli ne olacak hissiyle bir sayfa bir sayfa daha okuyorsunuz. Diğer kitaplarına kiyasla bu hikaye biraz daha tahmin edilebilir olaylarla sonuçlandı. Ancak yine de keyifle okudum. Çünkü; Wulf Dorn hikayelerinin içinde kendinizi sorgulayabileceğiniz doneler veriyor. Fobi kitabında da olası korkularınızı gözden geçirebilirsiniz. Gerilim sevenler için okunabilir bir kitap. Ben bir yazarın bir kaç kitabını beğendiysem genellikle diğer kitaplarını da okurum. Bir tür  fanatizm. Wulf Dorn ile tanışmak isterseniz “PSİKİYATRİST” ile başlamanızı öneririm. Sevgiler…

Arka Kapak: Dondurucu bir kış gecesi kocasının arabası evin önünde durur. Sarah kocasını karşılamaya iner ama mutfaktaki adamın o olmadığını anlar. Yabancı eve arabalarıyla gelmiş, içeri kocasının anahtarıyla girmiş ve onun gibi giyinmiştir. Sarah’nın ise yüzünde yara izleri olan ve kendisine karısıymış gibi davranan bu adama inanmış gibi yapmaktan başka çaresi yoktur, çünkü altı yaşındaki oğlu Harvey yukarıda uyumaktadır. Kendisi ve oğlu kestiremediği bir tehlikenin ortasındadır. Kocası kayıptır. Sarah’nın kabusu ve mücadelesi işte o gece başlayacaktır…

Yazar: Wulf Dorn

Sayfa Sayısı: 346

Tür: Gerilim

Anne Olunca Anlarsın

Önce içinizde hissettiğiniz bir kıpırtı mutlu eder sizi. Sonra boncuk gözlerini, bir daha asla bırakmayacağınız ellerini görür, mis gibi kokusunu tüm ruhunuza doldurursunuz. Ve dünya üzerindeki hiç bir “aşk” tarifinin bu tanıma uymadığını anlarsınız.

Bana her “anne” diye seslendiğinde özgür hissettim kendimi. Artık hiç kimseye, hiç bir şeye ihtiyacım yoktu çünkü. Her “anne” kelimesini duyduğumda ne kadar güçlü olduğumu hissettim. O minik gözyaşları içimi sızlatırken, yüzünde tebessümü görebilmek için ne varsa yapabilirdim çünkü. Yaşadığı heyecanların hayatımdaki hiç bir hisle karşılaştıramayacağım bir duygu olduğunu öğrendim. Onunla bir olmak… Kalp atışlarını, kalbimin üzerinde hissederken huzur ne demekmiş öğrendim.

Ve büyüdüğünü izlemek… O, kendi olmanın yollarını ararken, istediği güveni sağlamanın görevlerin en güzeli olduğunu öğrendim. Başarılarını, telâşlarını, hüzünlerini izlerken gurur duymanın nasıl hissettirdiğini öğrendim.

Kızımla büyüdüm. Elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmanın mümkün olduğunu onunla öğrendim. Bir gülücüğün bütün yürek sızılarına iyi geldiğini iki dudağının arasında gördüm. Iyi ki anne oldum. Yaşadığımı, her şeye rağmen yaşamam gerektiğini öğrendim.

Yüreğinde anne şevkati taşıyan tüm kadınların anneler günü kutlu olsun…

Milena’ya Mektuplar

Yazarken insan; kelimeler alıp başını gider. Yüreginizden ve zihninizden geçen bütün duygular kalemizin ucundan bir bir dökülür kağıtlara. Öylecedir, samimidir. Hiç şüphesiz bu mektuplarda aşkını anlatırken “Kafka” tüm benliğini, hissettiklerini, yaşadıklarını doğal halleriyle kelimelere dökmüştür. Kitabın sonunda Milena’nin Kafka’yı anma yazısı beni çok etkiledi. Daha cok merak ettim Kafka kitaplarını. En kısa sürede kitaplığıma eklenecekler. . .

Anı –  günlük türünde kitaplar okumakta çok iyi değilim. Bu kitabın ilk sayfalarında da zorlandığım bir gerçek. Karşılaştığım bazı alıntılarda farkettim ki bir kaç yayınevinin çevirileri daha anlaşılır. Bu yayınevini kapağından dolayı tercih ettim ancak bu denli farklılıklar olabileceğini bilseydim önceden araştırırdım.

Milena, iyi olmam için gereken en önemli şeyi yapıyorsun, beni seviyorsun.”

” Her şey pisti, sadece tiksinti veriyordu, çamura batıştı; bir çocuk, kabahat işlemiş bir çocuk gibiydim karşında, annesinin ayaklarına kapanıp iki gözü iki çeşme ağlayarak özür dileyen, bir daha yapmayacağına söz veren fakat tüm bunlardan beslenip güçleniyor ya korkular!”

“Çünkü uyuyamamak, sormak demek; insan yanıtını alsa uyuyacak.”

Kuruntular Dünyası

Hassas insanların zamanları öyle kolay geçmez. Say; bir saat altmış dakika öylece akıp gitmiyor çoğu zaman benim için. Düşün; bunun içinde benim ne anladığım, onun aslında ne anlatmak istemiş olacağı, anlatırken ne hissettiği, hafif gülümsemesi, acabası, yok canım’ ı, olur mu’su, olmaz mı’sı, ben doğru tepki verdim mi’si… ve bir de bundan sonra ne olabileceği cümleleri uçuşuyor.

Normal olduğumu düşünmüyorum çoğunlukla. Zira bir kaç takıntımı paylaştığım eş dost “ne var bunda” der gibi bakıyor gözlerime. Olduğu gibi kabullenmek, üzerine düşünmeden devam etmek pek kolay olmuyor benim için. Bir çok şeyde bulduğum huzuru üç saniyede yok edebilme başarısına sahibim.

Farklı şeylerle ilgileniyorum. Düşüncelerimi arka odada bırakıp kendimi dışarı çıkarıyorum. Kitap okuyorum mesela; bir paragraf yazardan, bir paragraf benden. Huylu huyundan vazgeçmezmiş biliyorum. Evet biraz daha umursamamayı başarıyorum ama günün yarısı kuruntularla geçiyor. Geçmeyecek biliyorum; yaşı ilerledikçe insanın yüreğine takılanlar değişiyor sadece. Incitme değeri değişiyor biraz biraz. Bir de büyüyünce insan daha az veryansın ediyor. Kendi içinde, kendi halinde çözmeye çalışıyor. Tepinip duruyor içindeki seslerle. Yoksa tüm kuruntular altmış dakikaya, bir güne, bir ömre dahil. Hepsi içinde…

Sevgilim

Gülümsüyorum

Yüzümde ışıldayan bir huzur

Ellerin yetiyor düş kurmama

Sesini duymak

Kokunu içime çekmekle eşdeğer

Varlığınla derinleşiyor soluk alışlarım

Sözcüklerimiz ve öpücüklerimiz

Ve dahası bakışlarımız

Getiriyor güneşi bana

Ne yaşıyorsak

O oluyor mutluluğum, huzurum

Ve bütün benliğim

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: