Ara

Bir Aşk Bir Şiir Bir Kitap

Emel Erönderler

Ben Buyum

Nedenini bilmediğim bir serinlik var tenimde. Ellerimdeki yağmur taneleri kadar hissediyorum yalnızlığı bazen. İçerlediğim bir fincan kahve iki satır yazı ile başbaşa kalışım değil elbet. İncitiyor beni yanımdaymışsınız gibi yaşamalar… Kelimelerimi seçmeye çalışmak, kendim olmaktan ödünler vermek yoruyor beni. Ne varsa içimde biriktirdiğim öylece kilit vurmak canımı yakıyor. Nefes almadan anlatmak istiyorum aklımdan geçenleri. Ağlaya zırlaya bağırmak istiyorum üzüldüklerimi, savaşlarımı, keşkelerimi. Ne küslüklerimi tutabiliyorum içimde ne de sevinçlerimi. Biliyorum; susmayı bilmediğim için acıyor kalbim. Bir kelime buluyorsunuz içinden. Neden söylediğimi anlatmaya çalışmaktan yoruluyorum. Kimse kimseyi olduğu gibi kabullenemiyor bunu biliyorum artık. Değiştirebildikleri kadar yanındalar insanlar. Kimisi mecburiyetten, kimisi öylesine yanında.

Ben buyum, böyleyim. Öğrendiklerimi, aldığım dersleri kazıdım zihnime ve yüreğime. Dilediğiniz kadar uzaklaşabilirsiniz. “Mış” gibi davranışlarınıza ihtiyacım yok artık…

BEN, KİRKE – Madeline Miller

Ozanlar benden,-erkek- kahramanın karşısında diz çöküp merhamet dilenen bir kadın olarak bahsetti hep; ilaç katarmışım tatlı şarapları, büyüleyip domuza çevirirmişim hızlı giden gemilerin tayfasını, babaevini unutturur, sılaya kavuşmalarına müsaade etmezmişim. Ne demeli, kadınlara haddini bildirmek ozanların en sevdiği vakit geçirme biçimidir; yerlerde sürünüp ağlamazsak gercek bir hikaye olmazmış gibi.”

“Bir ölümlünün yaşamında ölüm hariç  herhangi bir mecburiyet yoktur.”

“Belki de hiçbir anne baba evladını gerçekten göremez. Baktığımızda sadece kendi hatalarımızın bir yansımasını görüyoruz.”

“O kadar uzun süredir yaşlı ve müsamahasızdım ki. Pişmanlıklar ve seneler beni yek pare bir tas gibi biçimlendirmişti. Ama sadece döküldüğüm bir kalıptı bu. O biçimde kalmak zorunda degildim.”

Okudugum ilk mitolojik roman bu kitap. Tanrıları Kirke’nin gözünden görmek beni çok etkiledi. Soluksuz okudum ve tamamen romanın içinde hissettim kendimi. Hani bittiği için üzüldüğümüz #kitap lar vardır ya işte o kitaplardan biri Ben, Kirke.  #fantastik romanlari cok severim. Bunun #mitolojik karakterlerle birleşmiş olması tadından yenmez bir duygu yarattı bende. Ve #mitoloji ilgi alanıma bu kitapla girmiş oldu. Çok sevdim. Okumalısınız…

Syf sayısı: 404
Yayınevi: İthakiyayınları

Seninle

Sözcüklere ihtiyacımız olmadı hiç seninle
Suskunluğumuz , bakışlarımız ve dokunuşlarımız yeterli biz olmaya
Zira bir başkası varsa yanımızda
Özlemenin en tuhaf halini yaşıyor yüreklerimiz
Elimize yüzümüze bulaşıyor uzaklık
Bir olmayı beraber olmayı seviyoruz
Aşk olmayı seviyoruz biz seninle
Tepeden tırnağa aşık olmayı seviyoruz

Nasıl İstersen…

Canının istediği kadar uzağa gidebilirsin artık. Gitme demeyi öğrendim ben. Ardından ağlamamayı, keşke dememeyi öğrendim. Asıl değerin içimde yüreğimde olduğunu öğrendim. Tek başıma verdiğim savaşların bedelini ruhumdaki yaralarla ödedim ben. Gidebildiğin kadar git, benliğimi rahat bırak. Kimse için kendimden vazgeçmeyeceğim ben artık.

SEVMEK YETMEZ – NANCY SAMALIN / M. Moraghan Jablow

-Çocuk Yetiştirmedeki Eksik Parça –

“Göbek bağı kesildiği andan itibaren, çocuk ayrı bir bireydir. Fiziksel ayrılığı hemen kabulleniriz ancak onların bizim psikolojik uzantımız olmadıklarını, onlara sahip olmadığımızı, bizim yansımamız olmadıklarını çoğunlukla unuturuz. Çocuklarımızı etkilemek ve onları korumak doğaldır fakat kontrol duygumuz azaltmadıkça, kendilerini idare edecek hale gelemezler, kendi kendine hareket edebilen” kendini yöneten” bir bireye dönüşemezler.”
.
“HIRKA, ANNENİZ ÜŞÜDÜĞÜNDE GİYDİĞİNİZ BİR KIYAFETTİR.”

Hayatta en değerli hazinemiz evlatlarımız.  Ne var ki neyi doğru neyi yanlış yaptığımız konusunda endişe duyduğumuz, çözümsüz kaldığımız anlar fazlasıyla oluyor. Zaman zaman sosyal medyada gördüğüm ya da önerilerle aldığım cocuk gelişim kitaplarını okumaya çalışıyorum. Sevmek Yetmez kitabıyla da bir tavsiye üzerine tanıştım. Anlatımı gerçekten akıcı. Her konuyu birden fazla örnekle canlandırıyor. Uygulayabileceğim detaylar buldum kendi adıma. Elbette her çocuk özeldir. Kitaplarda yazan kuralları, yöntemleri birebir uygulamak neredeyse imkansız. Ancak mantıklı bulduğunuz davranış kalıplarını kendi çocuklarınız için

özelleştirebilirsiniz. Hiç sıkılmadan okudum. Bir çok çocuk gelişim kitabı ayni noktalara değiniyor ancak bu kitapta örnekler fazla ve anlatımı son derece yalın. Değerlendirin derim. Keyifli okumalar…
.
.
Syf. Sayısı: 315
Yayinevi: Buzdağı Yayınevi

SOFIE’ nin DÜNYASI – JOSTEIN GAARDER

Felsefe tarihi üzerine bir roman

Bu kitabi ilk okuduğumda 17 yaşındaydım. Üzerimde ciddi bir etki bırakmış, altını çizmedigim cümle neredeyse kalmamıştı. Ödünç alıp okuduğum ve cok sevdiğim bu kitabi kitaplığıma eklemek ve yeniden okumak istedim. Ne var ki ilk okuduğumda ki şaşkınlık ve merak hissi olmadi tabi ki. Bir şeyin doğruluğuna kesinlikle ikna oldum. Bir çoğumuz zaman içerisinde gerçekten de tavsan tüylerinin dibine kayıyor ve oradaki rahatımızdan ödün vermiyoruz. Sorgulamak ve araştırmak işimize gelmiyor artık. Yaşımız ilerledikçe hayatın getirdiklerine kanaat edip, nedeni niyesiyle ilgilenmiyoruz.  Sorgulamak zordur, yaptırımları vardır çünkü.
.
Felsefe okumak, eğer gerçekten ilgilenmiyorsanız sıkıcı olabilir. Ancak bu kitap değişik bir hikayeleştirme ile kısa kısa felsefe tarihinden söz ediyor ve sizi düşünmeye itiyor.  Özellikle başlangıç aşamasındaysanız güzel bir felsefe ile tanışma kitabi olabilir. Keyifli okumalar…

“Akıl kafaya, irade göğüse, haz ve arzu ise karnın altına aittir. Ayrıca bu yetilere denk düşen birer ideal ya da erdem söz konusudur. Akıl bilgelik peşinde koşmalı, irade cesaret göstermeli ve arzu da gemlenmelidir ki, insan ölçülü olabilsin.”

“Kadın bu sorumluluğu yeniden ele geçirmeli, diyordu Simone de Beauvoir. Kendini geri kazanmalı, kimliğini erkeğin kimliğine bağımlı kılmaktan vazgeçmeli. Çünkü kadini baskı altında tutan yalnızca erkek değildir, yaşamının sorumluluğunu ele alamayan kadın kendi kendine de baskı uygular.”

Çeviren : Sabir Yücesoy

Sayfa Sayısı: 591

SİMYACI

İnsan hayatını kendi tercihleri doğrultusunda yaşar. Ne olmak, nasıl olmak, neyin içinde olmak ve neye uzak kalmak istiyorsan ona göre atarsın  adımlarını. Ve seni bu adımlara yönlendiren hep bir “iç ses” vardır. Çevrende milyon tane işaret ve bu işaretleri yorumlayacak duyguların…

Çok geç okudum “Simyacı” yı. Bu zamana kadar öğrendiklerimi farklı duygularla, farklı bir hikayeyle pekiştirmiş oldum. Okunmalı. İçinizdeki gücü nasıl bulacağınızı; merak uyandıran bir hikayeyle öğrenebilirsiniz. İnancınız ne olursa olsun evrenle işbirliği yapmanın bir yolu muhakkak bulunur.

Arka Kapak: Simyacı, Ispanya’dan kalkıp Mısır piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago’nun masalsı yaşam öyküsü. Ama aynı zamanda bir “nasihatname”; “Yazgına nasıl egemen olacaksın? Mutluluğunu nasıl kuracaksın? Gibi sorulara yanıt arayan bir yasam ve ahlak kılavuzu. Mistik bir peri masalına benzeyen bu romanın, dünyanın dört bir yanında bunca sevilmesinin gizi, kuşkusuz bu kılavuzluk niteliğinden kaynaklanıyor. Simyacı’yı okumak, herkes daha uykudayken şafak vakti uyanıp güneşin doğuşunu izlemeye benziyor.

“Bir şeyi gerçekten istersen, onu gerçekleştirmek için bütün evren işbirliği yapar.”

“Kötülük, insanın ağzından giren şeyde değildir. Kötülük oradan çıkandadır. “

“Yeryüzündeki her insanın kendisini bekleyen bir hazinesi vardır.”

Yazar: Paulo Coelho

Sayfa Sayısı: 188

Çeviri: Özdemir İnce

Arşiv ve Azat

Gerilim kitaplarını sevdiğim kadar fantasik kitapları da çok seviyorum. Özellikle art arda klasik okuduysam ya da zihinsel olarak kendimi yorgun hissediyorsam bu tarz kitaplar okumayı tercih ediyorum. Gerçek anlamda beni ortamdan uzaklaştırıyor ve rahatlatıyor.

Arşiv ve Azat güzel kurgulanmış heyecanını kaybetmeyen bir seri. Severek ve ilgiyle okudum. Hatta damağımda biraz “Alacakaranlık” serisi tadı da bıraktı diyebilirim.

Arşiv Arka Kapak; Dedesi dört yıl önce, on iki yaşındaki Mackenzie’yi Tarih adı verilen ölü bedenlerin son uykularına yattıkları Arşiv’ e götürmüştür. Arsiv’ de her bedenin, sadece Kütüphanecilerin okuyabildiği, görüntülere dökülmüş hikayeleri bulunmaktadır ve Mackenzie’ nin dedesi uyanıp kaçmayı deneyen Tarihleri durduran bir Koruyucu’ dur. Mackenzie kendini kanıtladıktan sonra, hayatını kaybeden dedesinin yerini alır ancak görevi yüzünden sevdiği insanlara yalan söylemek zorundadır ve korkunun ne olduğunu çok iyi öğrenmiştir. Hayatta kalmak için bir araç. Koruyuculuk görevi tehlikeli olmasının yanı sıra, Mac’ e yitirdiklerini de hatırlatmaktadır. Henüz dedesinin ölümünün acısı dinmemişken kardeşi Ben’ i de kaybedince Mac hayat ile ölüm, uyku ile uyanıklık arasındaki sınırları sorgulamaya başlar. Görevi sırasında Arşiv’ deki ölüleri asla rahatsız etmemelidir. Ama birileri bilinçli bir şekilde Tarihlerle oynamakta, hikayelerinin bazı bölümlerini silmektedir. Mac bu gizemi çözemezse Arşiv çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.

Azat Arka Kapak; Geçen yaz, Arşiv’ den kaçıp kendilerini kaybetmiş Tarihleri durdurmakla görevli bir Koruyucu olan Mackenzie Bishop, onlardan birinin elinden canını zor kurtarmıştır. Şimdi, Hyde Koleji’ nde ilk senesine başlarken hayatını tekrar düzene sokmaya çalışmaktadır. Ama yaşadıkları rüyalarına girerken ardında bıraktıklarını unutmak kolay değildir. Geçmişin geçmişte kaldığını, canını yakmayacağını bilmesine rağmen her şey çok gerçekçi gelmektedir ve kabusları uyanıkken de hayatına sızmaya başlayınca Mackenzie güvenliğinden şüphe etmeye başlar. Bu sırada insanlar hiç bir iz bırakmadan kaybolmakta ve tek ortak yanları Mackenzie’ ymiş gibi görünmektedir. Mackenzie, Arşiv in gösterdiğinden fazlasını bildiğinden şüphelenmektedir ama bunu kanıtlayamadan önce baş şüpheli haline gelir. Gerçek suçluyu bulamazsa Koruyuculuk unvanını, anılarını ve hayatını kaybedecektir. Mac paramparça olmadan önce gizemi çözebilecek mi?

Yazar: Victoria Schwab

Sayfa Sayısı: Arşiv/ 374 – Azat/ 399

Tür: Fantastik

Yayınevi: Pegasus Yayınları

Cümleler Biriktiriyorum…

Cümleler biriktiriyorum… Kime söyleyeceğimi, nasıl başlayacağımı, virgülü, üç noktayı nereye koyacağımı bilemedigim cümleler…

Cesaretim yok değil…

Birisinden gidince; acıyan, kanayan, sızlayan taraflarımı sarmak uzun zaman alıyor. Koşulsuz, anlamsız ve sınırsız değer veriyorum hayatımdaki tüm insanlara. Beni; benim sevdiğim gibi sevmelerini istiyorum. Bekliyorum, inciniyorum, affediyorum ama çekip gidemiyorum.

Geceye uzandığımda çıkıp geliyor bir bir işittiklerim. Diken gibi zorlarken tenimi kelimeler, sızımı dindirecek sevgiler arıyorum etrafımda. Yorgunum…

Ama büyüyorum…

Öğreneceğim hepsinin üzerine bir çizgi çizmeyi. Önce kendi cümlelerim olacak bundan sonraki hikâyelerimde. Ve bundan sonra günlüğümü yalnızca hayallerimle dolduracağım.

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: